Milli Takımımız, geçiş döneminin ilk, belki de tek maçında Honduras'ı güle oynaya yendi.
'Galibiyet galibiyettir' derseniz sonuç güzel. Hazırlık maçı da olsa yoğun maç trafiğinde bulunan Ay-Yıldızlı oyuncularımızın bölüm bölüm sergilediği futbol, ilerisi için herkese umut verdi.
Şurası bir gerçek ki Milli Takımımız, kalitesi son derece yüksek ve iyi oyunculardan oluşuyor. Bizim sorunumuz, bu yüksek değerli malzemeden iyi bir yemek çıkartamamamız.
Milli Takımımız'ın hala belirgin bir oyun sistemi ve şablonu olmadığını her fırsatta söylüyoruz. Honduras maçında da gördük ki, Terim döneminden kalan sistemde fazla bir değişiklik yok. Tüm yorumcuların ifade ettiği gibi Milli Takım bu maçta yeni teknik direktör Hiddink'e bir 'hoşgeldin' mesajı gönderdi.
Ancak burada asıl sorgulanması gereken, Hiddink'in bundan sonra sistemsizlikle mi devam edeceği yoksa kendi modelini oturtmak için bir süre uğraşacağı mı?
Bu soruların yanıtını vermek şu an için zor. Bekleyelim ve görelim. Ancak, sisteme pek alışık olmayan oyuncularımızın, belli bir yapıya kavuşturulması için de uzunca bir süreye gereksinim duyulacağını da hiç gözardı etmeyelim.
DAUM İPLERİ SALDI
Gelelim futbolumuzun gündemindeki diğer bir konuya.
N'olcak bu Fener'in hali?
Sezonun ilk yarısında 8'de 8 yaparken herkesin beğenisini kazanan, ikinci yarıya da iyi bir giriş yaptıktan sonra karanlık bir şubat ayı geçiren Sarı-Lacivertli ekibin, ciddi bir kaos yaşadığı ortada.
Herşey iyi giderken böyle bir fırtınayla karşılaşmak, gerçekten şaşırtıcı gelebilir.
Ancak sporda özellikle takım oyunundan sevginin ve iletişimin azalması böyle bir ortamın oluşmasının en büyük etkenidir.
Görülen o ki Fenerbahçe seyircisiyle Daum ve futbolcular arasındaki bağlar giderek koptu.
Özellikle yaşanan Güiza ve Semih hadisesi...
Son İstanbul BŞB maçında Deniz ve Selçuk'un ıslıklanması, taraftarın Daum ve takıma olan güveninin hayli eksildiğinin bir göstergesi.
Daum ile Aykut Kocaman arasında bir türlü sağlanamayan güç birliği, sorunun bir başka önemli parçası.
Tabii bu noktada zaman zaman Başkan Yıldırım'ın kendi yöntemleriyle devreye girmesi de kriz ortamından kurtulamamanın başka bir nedeni.
Ayrıca peşpeşe gelen sakatlıklar elbette önemli bir etken ancak, bu zorluklardan sıyrılmak takım halinde kenetlenmek ve birlikte mücadele etmekle sağlanabilir.
Görünen o ki, şu anda sezon başında tek övdüğümüz o takım içi dayanışma ve yardımlaşma, yerini bireyselliğe bırakmış.
Herkes gemisini kurtaran kaptanı oynamak istiyor.
Hal böyle olunca da Fenerbahçe'de de bir oyun düzeninin varlığından söz etmek pek mümkün gibi gözükmüyor.
Disipliniyle tanıdığımız Daum'un ipleri biraz gevşettiğini görmek de işin cabası.
Henüz, hiçbir şey için geç değil. Yeter ki Fenerbahçe içindeki tüm unsurlar elele verip birbirlerine kenetlensinler. Ancak böyle yeniden düze çıkabilirler.
Yoksa bu kafayla şu anda yaşanan fırtına kasırgaya dönüşür ve Fenerbahçe bugünleri bile arar hale gelir.