Olimpiyatları kurtaran adamın ardından
Barselona'dan Altuğ Akın, Uluslararası Olimpiyat Komitesi Onursal Başkanı Juan Antonio Samaranch'ın ölümünün ardından İspanya toplumundaki tartışmaları aktarıyor.
22 Nisan Perşembe günü Barselona şehrinin tarihi Barrio Gotico yani Gotik Mahallesi'nde tesadüfen bulunan, Roma devrinden kalma daracık sokakları hayran hayran gezen ve büyük ihtimalle İspanya gündeminden bihaber olan turist kafileleri, kendilerini bir anda tarihi bir olayla burun buruna buldular:
Yaklaşık 4000 kişiden oluşan dev bir cenaze kortejiyle.
Katalunya hükümet merkezi olan ihtişamlı Generalitat binasından, 13. yüzyılda inşa edilen Barselona Katedrali'ne ağır adımlarla ilerleyen kalabalıkta kimler yoktu ki:
İspanya Kraliyet ailesinden Katalunya Bölge Lideri Montilla'ya, merkezi hükümeti temsil eden bakanlardan dünyaca ünlü İspanyol tenisçi Rafael Nadal'a kadar onlarca tanınmış isim ve binlerce Barselonalı, Juan Antonio Samaranch'a son yolculuğunda eşlik ediyorlardı.
Katalunya'nın daha fazla bağımsızlık taleplerine mesafeli duruşuyla bilinen El Mundo gazetesinin ifadesiyle "En büyük' Katalan"a veda ediyorlardı.
89 yaşında hayata gözlerini yuman Samaranch, sporla özellikle de olimpiyatlarla ilgilenen hemen herkes için çok tanıdık bir isim.
1980-2001 yılları arasında Uluslararası Olimpiyat Komitesi IOC'nin başkanlığını yapan ve başkanlığı döneminde ciddi maddi sorunlar sebebiyle popülerliğini yitirme tehlikesindeki olimpiyatları yeniden hayata döndüren başkan olarak bilinen Samaranch, görevini bıraktıktan sonra da IOC'nin onursal başkanlığını yapması sebebiyle tüm dünyada olimpiyatlarla özdeşleştirilmiş bir isim.
IOC'nin şu anki başkanı Jacques Rogge'nin ifadesiyle bu alanda, modern anlamda ilk olimpiyatları düzenleyen Pierre de Coubertin'den sonra en önemli kişiydi Samaranch.
Juan Antonio Samaranch İspanya için ise çok daha fazlasını ifade ediyor. O İspanyol spor camiasına katkıları sebebiyle, olimpiyat şampiyonu tenisçi Rafa Nadal'ın sözleriyle, "İspanyol spor tarihinin en önemli ismi" olarak görülmekte.
Eğer bugün İspanya farklı sportif alanlardaki başarılarıyla dikkat çekiyorsa bunda Samaranch'ın büyük payı olduğu aşikar.
Barselonalılar için ise onun değeri daha da fazla: Şehirlerinin dünya çapında tanıtımını sağlayan 1992 olimpiyatlarını Barselona'ya yani kendi evine getiren, bu yüzden de hayırla anılan kişi Samaranch.
Hepsinden önemlisi ise ölümünün ardından Başbakan Zapatero'nun ifade ettiği üzere, Samaranch İspanya'nın uluslararası arenadaki olumlu anlamda temsilini sağlayan figürlerin başında gelmişti.
Özellikle de Franko rejiminin sonuna yani 70lerin sonuna dek dünya çapında problemli bir imaja sahip olan ülkenin, demokrasiye geçişle birlikte yaşadığı dönüşümü dünyaya duyurması sürecinde Uluslararası Olimpiyat Komitesini yöneten kişi olan Samaranch büyük sembolik anlama sahipti.
İşte tüm bu sebeplerden dolayı vefatının ardından İspanya'da görmeye alışık olmadığımız bir tablo ortaya çıktı:
Neredeyse tüm ülke, kralından farklı politik partilerine, her zaman çatışan medya gruplarına kadar hemen herkes, Samaranch'ın ardından onun ne kadar önemli bir kayıp olduğunda hem fikir oldular.
İşin tuhafı ise Samaranch'ın aslında oldukça tartışmalı bir geçmişi olması. Kendisinin Franko rejiminde yüksek bürokratik pozisyonlarda görev almış, dahası faşist Falanjist harekete üye olduğu biliniyor.
Geçtiğimiz yıl Sapiens dergisinde yayımlanan 1974 tarihli fotoğrafında, faşist selamı veren, diktatörlük rejimini temsil eden koyu mavi gömlekli hali hala akıllarda.
Ayrıca "Sporda Demokrasi ve Onur" platformu tarafından geçtiğimiz yıl uluslararası düzeyde sürdürülen "Samaranch ya Frankist geçmişi ile yüzleşip özür dilemeli ya da OCI'un onursal başkanlığından ayrılmalıdır" kampanyasının James Petras ve Howard Zinn gibi önemli entellektüellerin de aralarında olduğu bir uluslararası destek topladığı da hafızalarda.
Ama öyle görünüyor ki, Samaranch ardından yas tutanların hafızasında değil.
Ya da belki de Samaranch'ın karanlık geçmişi hafızalardadır ama bundan bahsedilmemesi daha doğru bulunyordur.
Yani belki de bu durum, İspanya'ya özgü "Sessizlik paktının-antlaşmasının" güncel bir örneğidir.
Ülkede demokrasiye geçişle birlikte ortaya çıkan, geçmişle yüzleşmektense bugüne ve yarına odaklanmak, dolayısıyla da diktatörlük boyunca işlenen suçları kurcalamamak anlamına gelen gayri resmi "Sessizlik antlaşması" toplumun geniş kesimlerince benimseniyor gibi görünse, geçmişten gelen yaraları hala sızlayanların bu paktın altına imza attıklarını söylemek mümkün değil.
Dolayısıyla İspanya'da Samaranch'ın ardından ağlayanlar olduğu gibi, içten içe adaletin yerini bulduğunu düşünenlerin de varolduğunu tahmin etmek hiç zor değil.
Her ne kadar diğerleri kadar görünür olmasalar da, onların hislerinin ne kadar yoğun olduğunu kestirmek de. Ülkedeki 'sessizlik paktı' sürdükçe bölünmüşlüğün damgasını vurduğu İspanya manzaralarını izlemeye devam edeceğiz gibi görünüyor.
