Hiddink, bugün Rusya ile görüşüp sözleşmesinin feshini isteyecek. Eğer Rusya ile bağını koparırsa Dünya Kupası’nda Fildişi Sahili’nin başında yer alacak. Yok eğer Rusya ile sözleşmesini feshedemezse zaten 15 Temmuz’a kadar Türkiye’ye gelemeyecek.
Bence Hiddink’in Fildişi Sahili ile Dünya Kupası’na katılmasında bir sorun yok. Çünkü Türkiye ile anlaşması 1 Ağustos’ta başlıyor. Bu süre içinde istediği takımla çalışır. Ayrıca;
- Türk Milli Takımı ile 19 Ağustos’ta başlayıp 29 Ağustos’a kadar sürecek olan ABD kampına da katılacak. 10 günlük kampın 6-7 gününde 1 Ağustos’ta göreve başlayacağı takımıyla birlikte olacak.
- Evine uydu sistemleri kurdurup Türkiye Ligi’ni izliyor. Bursaspor’u dikkatle takip ediyor. Digiturk’ün kendisine sağladığı bir şifreyle evinde hatta ülkesinde olmadığı zamanlarda da Türkiye ligi maçlarını izleyebiliyor.
- Oğuz Çetin ile haftada en az 4 kez görüşüyor. Oyuncularına “Çocuklarım” ya da “Bizim gençler” diye hitap ediyor.
- Takımı çok beğeniyor. Honduras maçından çok memnun.
- İlk önceliği takım savunmasını güçlendirmek. Sonrasında “Müthiş potansiyel” dediği forvet oyuncularına özel hücum varyasyonları çalıştırmak.
FİLDİŞİ’NE NEDEN GİDİYOR?
Yaklaşık 60 milyon Euro’luk bir serveti olduğu söyleniyor. Dolayısıyla Fildişi Sahili’ni istemesinin sebebi para değil. Avustralya, Hollanda ve Güney Kore’den sonra Fildişi’ni de çalıştırıp 4 kıtadan takımlarla Dünya Kupası’na katılmış tek teknik adam olma gururunu yaşamak istiyor.
Kariyeri; özellikle milli takım kariyeri müthiş. Euro 2008’de Rusya’yı, 2002 Dünya Kupası’nda Güney Kore’yi yarı finale çıkarması müthiş başarılar. Avustralya’yı 2. tura çıkarması daha büyük başarı. Geçen yıl, Chelsea’nin başındayken ‘uzay takımı’ Barcelona’nın onun Chelsea’sini nasıl elediğini hatırlayın. 2 penaltılarının verilmediği maçta +95’te Iniesta’nın golüyle elendiler. Türkiye’de de başarılı olacaktır. Ancak tekrar ediyorum. Bence en önemli görevi Ay-Yıldızlı formayı diğer tüm renklerden öne koydurmayı tekrar başarmasıdır.
MİLLİ TAKIM'DALİ KULÜPÇÜLÜK VİRÜSÜ ÖLMELİ
Hakan Şükür bu hafta Bloomberg HT’ye konuk olup Ersun Yanal ile arasının bozulmasına neden olan ilk olayı anlatınca bu konuyu yazmak farz oldu.
Futbol yazarları arasında “Yabancı teknik adam olmalı” diyenlerdenim. Belki de ilk kez bu konuyu açıkça ifade edenlerdenim. Aslında Milli Takım’da Ersun Yanal’dan sonra görev yapmak bir Türk teknik adam için çok zordu. Çünkü Milli Takım’a kulüpçülük virüsü Yanal döneminde sonuna kadar girdi. Hakan Şükür ile yaptığı ve kesinlikle kaybettiği savaşta, Türkiye’nin en büyük camialarından Galatasaray, Yanal’ın G.Saray düşmanı olduğunu resmen açıkladı. Dönemin asbaşkanı Ergun Gürsoy bu ifadeyi defalarca tekrarladı. Serhat Ulueren kardeşimin programlarında birkaç kez Yanal’ın ‘açıkları’ yayınlandı. Sadece Hakan Şükür’ü oynatmama kararından dolayı Hıncal Uluç, Yanal’ın G.Saray’a düşman olabileceğine inandı. Camiasını buna inandırdı. Sarı-Kırmızılı tribünlerde “Kral Hakan; Ersun Yalan” pankartları açıldı. Koskoca bir camia hocası yüzünden Milli Takım’a sırt çevirdi. Kimse kıvırmasın; gerçek buydu. Yanal’ı özelinde Hakan Şükür, genelinde Galatasaray yedi. (Hâlâ “Fenerli medya” diyorlar bir de...)
***
Sonra Terim geldi ve bu kez ondan hiç hazzetmeyen F.Bahçe camiasının bir bölümü Milli Takım’a sırt çevirmeye başladı. İlk Fatih Terim döneminde de Mustafa Denizli dönemlerinde de Şenol Güneş dönemlerinde de Milli Takım’da kulüpçülük olmamıştı. Ancak Yanal’la açılan bu yara Terim döneminde de kapanmadı. Terim defalarca “Bu takım hepimizin” açıklamalarını neden yaptı sanıyorsunuz? Fenerbahçeliler, Yanal’cı olup Terim’e dirsek çevirdiler. Galatasaray gibi kulüp üzerinden bir açıklama yapma vahametine kapılmadı Fenerbahçe yönetimi. Ancak medyadaki Fenerliler ve belli otoriteler, G.Saray’ın soktuğu kulüpçülük virüsünü Terim’e zerk etmeye çalıştı.
BU VİRÜS HERKESİ YENERDİ
Terim’in Yanal’a göre üstün olan kariyeri, karizması ve otoritesi ile G.Saray medyasının gücü, ‘İmparator’un ömrünü uzattı. Euro 2008 başarısı sonrası cebe giren kalemler, elemeler sırasında yeniden ortaya çıktı. Sonuçta Terim’in de hatalarıyla bir devir sona erdi. Milli Takım’ın damarlarında dolaşan ‘kulüpçülük virüsü’ henüz ölmemişken bir başka Türk teknik adamın gelişi o hocanın kariyerine büyük bir darbe vuracaktı. Kim olursa olsun geçmişte oynadığı takımlardan, çalıştığı kulüplerden veya verdiği demeçlerden dolayı “Zaten falanca takımlı” denilecekti. Teknik-taktik-psikolojik eleştiri, yerini ayrımcılığa bırakacaktı.
O yüzden hiçbir Türk takımını tutmayan, ‘cemaatçi’ ya da ‘ülkücü’ gibi yaftalar yapıştırılamayacak bir yabancı teknik direktör bu geçiş dönemi için en doğru karardı. Bu isim de kariyeri başarılarla dolu Hiddink oldu. Hiddink’ten elbette sportif başarı bekliyoruz ama benim ilk beklentim kulüpçülük virüsünün tamamen yok olmasıdır. Bunu başarırsak bir daha Türk teknik adamlardan başkasını aramayız zaten.